|
GAZETE MANŞETLERİ
|
|
AÇILIŞ SAYFAM YAP

Almanya hiç olmadığı kadar Avrupa'nın gündeminde. Özellikle ekonomik krizin derinden hissedildiği yerlerde kendinden daha fazla söz ettiriyor. Bunun farkında olan Almanya (dünyanın dördüncü büyük ekonomisi) bundan gururlanmıyor değil.
Münich'te 3-5 Şubat tarihleri arasında gerçekleşen güvenlik zirvesinde de Almanya'nın Avrupa ve dünya ölçeğinde oynayabileceği rol tartışılmıştı. Zirve'de Almanya Savunma Bakanı Thomas de Maiziere "Almanya'nın sorumluluklarını üstlenmeye hazır olduğu" mesajını veriyordu.
Aynı zirvede bir ilk yaşandı ve Almanya konulu bir yuvarlak masa toplantısı organize edildi. Konusu "Almanya'nın Avrupa ve dünyada rolü" idi. Almanya'nın dış dünyada oynamayı hedeflediği rolle Birlik içinde oynamayı istediği rol doğru orantılı.
İkinci Dünya Savaşı'nın yıkımları üzerine inşaa edilen Birlik , Avrupa'da savaşın bir daha yaşanmaması için, Birinci Dünya Savaşı'nın ardından sergilenen tutumun aksine, Almanya'yı tamamen Batı blokuna entegre ederek sorunu çözmeye çalıştı. Sürecin sonunda tek para birimine geçilmesiyle Almanya'nın tamamen pasifize edileceği düşünülüyordu. Öyle de oldu.
Almanya savaşın ardından, Fransa ve İngiltere'yle mukayese edildiğinde, tamamen yıkılmış bir halde savaştan çıktı. Ülke yeniden inşaa edildi. Alman-Fransız yakınlaşması Avrupa Topluluğu'nun hızla Birliğe dönüşmesinde motor görevi gördü.
Görselliğin hayatları kapladığı bir dönemde, bu yakınlaşmaya dair, güçlü görüntüler hafızalarda kazındı. Varşova gettolarında dizleri üzerine çökmüş bir Willi Brandt veya 22 Eylül 1984 Faransa'nın Verdun şehrinde bir araya gelen Almanya Şansölyesi Helmut Kohl ve Fransa Cumhurbaşkanı François Mitterand'ın Birinci ve İkinci Dünya Savaşları'nda can verenler için birlikte saygı duruşunda bulunmaları veya Berlin Duvarı'nın yıkılmasından sonra Paris'te toplanan Avrupalı liderlerin çektirdikleri hatıra fotoğrafı bu sürecin en güçlü kareleri arasında yer alıyor.
Ancak Fransız-Alman birlikteliğinin en önmeli sınavı iki Almanya'nın birleşmesi sürecinde yaşandı. Almanya Fransa'dan beklediği desteği görmedi. Tam aksine İngiltere Başbakanı Margaret Thatcher veya Rusya Devlet Başkanı M. Gorbaçov, Mitterand kadar konuya şüpheyle yaklaşmayarak Berlin'de şaşkınlığa sebep oluyordu.
Mitterand'ın tutumu Almanya'nın para biriminden vaz geçebileceğini söylemesiyle aşıldı. Aşıldı desekte, bu süreçte yaşananlar Alman siyasasının hafizasına kazındı. Fransa Almanya'yla birlikte bu birliğin her dem önmeli bir aktörü olacağını düşünüyordu.
Fransa özellikle 2011'de sergilediği kötü performansıyla Almanya'nın gerisine düştü (ihracatı 1 000 milyar avroyu aştı, işsizlik oranı yüzde 5,5 , Ocak-Ekim dönemi dış ticaret dengesi +129,2 milyar... ). Şimdi Fransa Almanya'yı model alacağını söyleyerek Akdeniz ülkelerine empoze edilen gerçeği kabul ettiği anlaşılıyor (Fransa'da seçimlere aday olan bütün liderler Almanya'yı örnek alacaklarını ifade ediyorlar.
Özellikle Cumhurbaşkanı Sarkozy Merkel'le birlikte kampanya yaparak Fransızları iyi niyeti noktasında ikna etmeye çalışıyor). Almanya tartışmasız Birliğin motor ülkesi konumunda. Bu günlerde Avrupalı liderler Brüksel'e uğramadan doğrudan Berlin'e giderek Merkel'le görüşmeyi tercih ediyorlar.
Almanya'nın « sorumluluklarını üstlenmeye hazır olduğu » mesajı, Avrupa'da sergilediği tutum ışığında değerlendirildiğinde, imagosunun olumsuz yönde etkilendiğini ve liderlerin dışında uzun vadede « destekçi » bulmakta zorlanacağını düşünüyoruz. Birlik içinde oynamak istediği rolün insan faktöründen yoksun olması uzun vadede bu rolü sürdürülemez hale getirecektir.
Gelinen noktada Almanya'nın daha çok kendi menfaatlerini korumaya çalıştığı anlaşılıyor (ör. avro krizi sayesinde avro'nun değer kaybetmesi ihracatına pozitif katkıda bulunuyor. Diğer ülkelerin piyasalarda güvenini yitirmesi, Almanya'yı daha güvenilir hale getiriyor. Bu sayede piyasaların yüksek faizle borç verip alamama tehlikesi karşısında düşük faizle Almanya'ya borç vermek daha garantili ve risksiz görünüyor –son olarak yüzde 0,01 faizle borçlanması diğer Birlik üyelerinin hayal edemiyeceği bir durum-).
Almanya bu mekanizmayla krizden kazançlı çıkacak tek ülke. Bu çerçeveden bakınca Almanya'nın liderliğe modern bir anlam yüklememesi anlaşılır. Bu sebepten Akdenizli üyelerin « disiplin » sözcüğünü «işgal » olarak anlamasına da şaşırmamalı.
Almanya'nın elde ettiği bu üstünlük diğer ülkelerin içişlerine karışmasının de önünü açtı. Özellikle Birliğin Akdenizli üyeleri açısından bu karışma durumu rahatsızlığa sebep oluyor. Almanya'nın Yunanistan'i denetlemek üzere bütçeden sorumlu bir komiserliğin oluşturulması önerisine Yunanlıların tepkisi sert oldu. Onlar bunun , ekonomik diktadan sonra , dolaylı yollardan gerçekleşecek bir işgal olacağını savunuyorlar.
Diğer Akdeniz ülkeleri de konuya şüpheyle yaklaşıyorlar. Hafta sonu İspanya'da sokağa dökülen binlerce İspanyol veya geçen hafta Lizbon'da seslerini duyurmaya çalışan Portekizlilerin tek bir beklentisi var: değerlendirmlere dahil olabilmek. Birer sayı olarak görülmek istemiyorlar. Berlin ve Brüksel'in bakış açısından bakıldığı zaman onların değerlendirmeye dahil edilmeleri gerekmiyor.
Almanya'nın Akdeniz ülkelerine bakışı 19. yüzyılın sonlarında dillendirilen önyargılardan pek farklı değil. FAZ'ın 15 Şubat'ta yayımlanan sayısında Fransız yazar Edmond About'un 1858'de Yunanistan'a ilişkin kaleme aldığı makaleyi yeniden yayımlayarak bir katkıda bulunmaya çalıştığını söylemek zor.
Alman medyası bu tür arşiv yazılarını yeniden gündeme taşımak suretiyle konuya «tarihi bir perspektif » kazandırmaya çalışıyor olduğuna inanmakta güç. Ayrıca bu yazılarda ifade edilen Yunanistan'ın devletleşme sürecini tamamlayamadığı vurgusu da önemsenmeli. Böylece olmayan devletin inşaası (state building) gerektiği görüşü de pekiştirilmiş oluyor.
Kriz öncesi Yunanistan'ın Avrupa Birliği'nin GSMH'sına katkısının yüzde üç oranında olduğu göz önünde bulundurulduğunda, yaşanan krizden tüm Avro bölgesinin etkileneceği ve frenleneceğini iddia edenlerin veya ortalığı hareketlendirenlerin aynı zamanda krizden kazançlı çıkanlar olması sizcede şaşırtıcı değil mi ?
Alman medyasının genel olarak Akdeniz ülkelerine ama özellikle Yunanistan'ı hedef alan yazılarının Alman ekonomi politiğine hizmet ediyor. Almanya'nın dış dünyada oynamayı hedeflediği rolle Birlik içinde oynamayı istediği rolün doğru orantılı olduğunu söylemiştik. Bu noktada Birlik içindeki rolünün de krizle doğru orantılı olduğunu düşünüyoruz.
Sinan Özdemir/ Dünya Bülteni - Brüksel
Yorum Yaz
En Çok Okunanlar
Bugün En Çok Okunanlar




