GÜNÜN TÜM HABERLERİ | KÜNYE | BİZE ULAŞIN | SİTENE EKLE | HAFTASONU | | GAZETE MANŞETLERİ | | AÇILIŞ SAYFAM YAP

Son Devir

Son Devir Haber Portalı

tasit.com - hayalin bir tık önünde!
  • Son Devir / Twitter
  • Son Devir / Faceebook
14:22, 20 Nisan 2014 Pazar
13:06, 25 Mart 2012 Pazar

SÖYLEŞİ

Son Devir'i beğen,
son dakika haberlerini kaçırma
facebook.com/sondevir
Son dakika haberlerini
Son Devir'de takip et
twitter.com/sondevir
Bakan Eker'in bu yönlerini hiç duymadınız

Bakan Eker'in bu yönlerini hiç duymadınız
Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker, eşi Yasemin Hanım ve küçük kızları Süeda Dikmen Vadisi'ndeki evlerinin kapılarını Yeni Şafak Pazar'a açtı.

  • Save it!
  • digg'e kaydet
  • StumbleUpon
  • LinkedIn
  • #fikriniyaz

Mehdi Bey'in edebiyat tutkusundan, at biniciliğine, formunu nasıl koruduğundan çocuklarıyla olan ilişkilerine kadar konuştuk. Bakan Mehdi Eker özenle bir araya getirdiği, nadide taşlardan yapılmış tespih koleksiyonunu tek tek elleriyle gösterdi. Yasemin Hanım'ın nefis ikramları damağımıza bayram ettirirken, kızları Süeda'nın mini piyano konseri kulaklarımızı okşadı. Özetle samimi ve sıcak bir yuvaya misafir olduk. Bakanlık gibi yoğun tempo gerektiren bir işin hayatlarını nasıl etkilediğini anlatan Eker Ailesi, Mehdi Bey'i daha fazla görememekten muzdarip.

Meslek olarak neden veterinerliği seçtiniz?

Veterinerliği seçmemde 2 temel unsur var. Tabi kuşkusuz bizim için önemli olan bir meslek sahibi olmaktı. Hekimlik tarihin her döneminde ihtiyaç hissedilen popüler bir meslek. Tercihlerim tıp fakültesi ve veteriner hekimlikti. Hekimliği bir bütün olarak görüyorum. Diğer bir faktör ise bilinçaltımda Mehmet Akif Ersoy'a duyduğum sevgi ve saygı. Mehmet Akif Ersoy sadece bir edebiyatçı, bir şair değil aynı zamanda örnek bir şahsiyet. Mazbut kişiliği ve örnek alınacak ahlakının bende bıraktığı bir iz vardı. Bu iki sebeple veteriner hekimlik tercihlerimdendi.

BENİM ŞAİRİM SEZAİ KARAKOÇ

Sadece Mehmet Akif değil, Necip Fazıl'ın da üzerinizde etkisi var değil mi?

Necip Fazıl çok yönlü bir insandı. Şairliğinin yanında bir dava adamı, bir mücadele adamıydı. Senaryo, şiir yazıyor, gazete- dergi çıkarıyor, konferans veriyor, tefekkür eserleri var. 1948 yılında "Bıçak soksan gölgeme /Sıcacık kanım damlar. /Girde bak bir ülkeme: /Başsız başsız adamlar... /Ağlayın, su yükselsin ! / Belki kurtulur gemi. / Anne , seccaden gelsin; /Bize dua et, emi!" diye bir şiir yazıyor.

O dönemde ülkede başsız başsız adamlar olduğunu, annesinin duasıyla, geminin ancak gözyaşlarından suların yükselmesiyle kurtarılabileceğini ifade ediyor. Bunun için mücadele ediyor, tutuklanıyor hapse giriyor. Ben 1969 sonunda Ortaokul 1. Sınıf öğrencisiyken Necip Fazıl'ın Diyarbakır'daki bir konferansını izledim. Lise döneminde bir kez daha Diyarbakır'da konferansa geldi, tanıştık. Kitaplarını okuyordum. Ortaokula başlayacağım yıl edebiyat okumaya başladım. Dolayısıyla bunların hepsi vardı hayatımda. Ortaokul ve lisede ciddi bir okuma yaptım ve dünya klasiklerinin hepsini okudum.

Şiirin sizin için anlamı ne?

Şiir sözün müziğidir. Şiirde daha çok sembol anlatılır. Daha çok benzetme anlatılır. Tecrit, soyutlama imkanı vardır. Hem müzikal, hem ritmik, hem lirik mesajı olan bir söz sanatıdır. Şiiri aynı müzik eseri gibi sonsuz kere okur, dinlersiniz, ezberlersiniz. Bizim geleneğimizde de roman yok, şiir var.

Sizin şairiniz kim?

Benim çok şairim var (gülüyor) Bütün iyi şiir yazanlar benim şairimdir. Ama birçok vasfı özelliğiyle bir arada değerlendireceğim şair Sezai Karakoç'tur çünkü bir medeniyet tasavvuruna sahiptir. Birkaç arkadaşıyla birlikte Türkiye'de modern şiirin kurucularındandır. Cemal Süreya, Turgut Uyar, Edip Cansever'le birlikte köşe taşlarından biridir. İmgelerle yüklü bir müziği, ritmi, armoniyi içinde barındıran, gerçekten etkili bir dili var.

Genç kuşak şairlerden kimi okuyorsunuz?

Geçenlerde bir şair keşfettim. Yeni bir şair ama tesadüf o da Sezai Karakoç'la aynı ilçeden. Mehmet Oğuz. Çok hoşuma gitti, çok da umutlandım. Epeydir böyle bir ses yoktu. Çünkü biraz edebiyat noksanlığı vardı, onu hissediyordum. Popüler kültürün ağır basmasıyla, insanların gündelik hay huy içinde çok fazla enformatik imkana sahip olduğu ama bilginin hakikatine çok fazla ulaşmadığı bir dönemdeyiz diye düşünüyorum.

Peki siz hiç eşimize şiir yazdınız mı?

(Gülüyor) Zaman zaman duygulanıp güzel sözler sarf ettiğim oluyor ama şiir yazmadım. Ben şair değilim maalesef.

Tanışmanız nasıl oldu?

Ben Veteriner Fakültesi'ni bitirmek üzereydim. Uzatmaları oynuyordum. Yasemin Hanım da Dil Tarih Coğrafya Fakültesi'nde okuyordu. Biz burada, Ankara'da bir arkadaş ortamında tanıştık.

Nasıl evlenme teklif ettiniz ?

Biraz kendiliğinden gelişti.

Yasemin Eker: Evlilik teklifi oldu tabi. Olmadı mı? (Gülüşmeler)

Yani özel bir serenomisi yoktu. Onu demek istiyorum.

Siyasetle ilgileniyor muydunuz daha önce de?

Aslında küçüklükten beri sahip olduğumuz bir dünya görüşü vardı. Bu çerçevede siyasi görüşlerimiz de vardı ama aktif olarak siyasete girmek, bir parti bünyesinde faaliyet göstermek, aday olmak gibi bir düşüncem olmadı Ak Parti'den önce. Sayın Başbakanımızı önceden tanıyordum.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde onunla yönetici olarak çalışıp ekibinde yer almıştım. Onun izniyle Ankara'ya geldiğimde irtibatımız devam etti. Parti kurma çalışmalarında da doğal olarak yer aldım. Fiili olarak çalıştım. 2002 seçimlerinden önce merkezdeki halkla ilişkilerden sorumlu başkan yardımcısı olarak görev aldım. 2002'de de milletvekili adayı oldum. 2005'ten bu yana da bakanlık yapıyorum.

BİZİM EVİN BAKANI YASEMİN HANIM

Yola çıkarken hiç aklınıza bakanlık gelmiş miydi?

Hayır. Bakanlık bir görev. Görev verilir, atanırsınız, görev yaparsınız. Ne kadarsa nasip o kadar görev yaparsınız. O emanetin bir sahibi vardır. Sizi atayan irade aynı zamanda gerektiğinde değiştiren iradedir. Görev sizde olduğu sürece o emaneti taşırsınız. Olabildiğince hizmet etmeye çalışırsınız. Tabi bu bir fırsattır, bir imkandır. Ak Parti hükümeti Türkiye için bir şanstır. Bunu inanarak söylüyorum. Benim siyasete aktif olarak girmemin sebebi budur.

Peki evin bakanı kim?

(Duraksıyor) Eee Yasemin Hanım. (gülüşmeler)

Y.E. Zaten evle ilgilenemiyor. Hiç zamanı yok. İster istemez evin bakanı ben oluyorum.

Ailece geçirebildiğiniz gününüz oluyor mu?

Hasta olduğum zaman (gülüyor) Sabah kahvaltı yapmadan evden çıkmam. Eğer bir kahvaltı programım yoksa mutlaka evde yaparım kahvaltıyı. Ona önem veririm. Kahvaltı önemlidir. Çünkü arkasından kahve içmek lazım.

Y.E. Hafta sonu gibi bir şey yok zaten. Ya şehir dışında oluyor, ya programları oluyor. Çok çok Pazar günleri kahvaltı yapıyoruz. Bütün gün bir arada olma şansımız yok. Zaten çok geç geliyor, o saatlerde yemek yenmiş oluyor. Eğer geç saatte geldiğinde yemek yememişse de geç bir saat olduğu için sadece yoğurt ekmek yer. Onun dışında evde bulunamıyor.

Beslenmenizi nasıl düzenliyorsunuz? Özel bir diyetiniz var mı?

Yok. Bu anlamda çok kolay bir insanım. Temiz, güzel pişmiş her türlü yemeği severim. Hiç birini ayırmam. Özel bir bağımlılığım yok hiç bir yemeğe. On sene yemesem "Niye bu yemeği yemedim" demem. On sene boyunca da aynı yemeği yesem, bugüne kadar öyle bir imtihan olmadı şükür, ona da kolay kolay bir şey demem.

Y.E. Ona bir şey diyebilirsin. Allah imtihan etmesin. Zor bir durum tabi

Gayet fit görünüyorsunuz ama?

Kalorisini yakamayacağım miktarda yememeye dikkat ediyorum. Had ve hudud çizerim. Haddimi bilirim. Hakkımı ve hukukumu da bilirim. Hem kendi hem de başkasının hukukuna riayet etmeye çalışırım. Pratik bir formülüm de var. Tabağı ortadan ikiye bölerim. Davetlerde tabak önünüze geliyor. Az koydurma imkanınız yok. Bu benim hakkım, bu değil diye bölerim. Hakkım olanı yerim. Bu hikmetli bir şey bana göre. Had hudud koymadığınızda hepsini yiyorsunuz. Zaten yeteri kadar spor yapamıyorsunuz. Günlük hayatta da masada çalışıyorsunuz, asansöre biniyorsunuz.

Spor olarak neyi tercih ediyorsunuz?

Spor yapabildiğim zaman ata biniyorum. Spor salonuna gidebildiğim zamanlarda sadece eklemlerimi kaslarımı çalıştıracak hareketler yapıyorum.

Y.E. Ben daha çok yürüyüş yapıyorum.

Atları çok seviyormuşsunuz?

Çok seviyorum. Çocukluğumda aşina olduğum bir şey. Ben doğmadan babamın küheylan bir atı varmış. Atla yakınlığım kırsaldan geliyor. Ama binicilik bir spor. Ciddi bir eğitim almak lazım. Hadi biraz ata bineyim dörtnala diye olacak bir şey değil. Çok tehlikeli ve risklidir (gülüyor) Ben ders aldım, çalıştım ve o çalışma sonucunda biniciliğim gelişti. Atlama yapmıyorum ama dörtnala gidiyorum.

Birlikte tatil yapma imkanınız oluyor mu?

Kısa süreli tatiller yapıyoruz. Abant'a gidiyoruz.

Y.E. Yazları denizden ziyade yaylayı tercih ediyoruz. Serin, havadar oluyor. Bazen kendisinin seyahatleri olunca ben de eşlik ediyorum. Yurt içi, yurt dışı kısa seyahatler oluyor. Çocuklarla da bazen hafta sonu programı denk gelirse gidiyoruz. Mesela geçen hafta bir Adapazarı programı vardı. Benim annem Adapazarlı olduğu için biz de gittik akraba ziyareti yaptık. Bakanlığından beri hiç uzun süreli tatilimiz olmadı.

BAKAN EŞİ OLMANIN BİR ARTISINI GÖRMEDİM

Bakan eşi olmanın artısı eksisi nedir?

Y.E. Artısını pek bilmiyorum (gülüyor) ama zorlukları var tabi. Özel hayatınız yok. Eşiniz evde değil. İstediğiniz zaman sizin çocukların yanında olamıyor. Çocuklar ve evle ilgilenmek bana kalıyor. Tatile gidemiyorsunuz. Bu tür sıkıntıları var.

Bakanım hafızanız çok kuvvetliymiş. Bu sizin için artı mı eksi mi?

Zor tarafı da var avantajlı tarafı da. Birçok şey aklınıza kolaylıkla geliyor ama hiçbir şeyi de unutmuyorsunuz.

Y.E. Hiçbir şeyi unutmuyor ama kinci bir karakteri yok. Kötü şeyleri aklında tutmaz.

Duygularınızı gösteren bir insan mısınız?

Duruma bağlı (gülüyor). Duygulu bir insanım. Ama bu sık dışarı yansımaz. Duygulu bir insanım ama duygusal değilim. His insana ait birşeydir. Duygu sahibi olmak, hislenmek, heyecan, coşku, sevinç, endişe beşerin sahip olduğu özellikler. Bu rikkat getirir, incelik getirir. Ama duygusal davranmam. Kararlarınızı duyguların ışığında vermek, reaksiyonlarınızı duygulara göre biçimlendirmek idarede de, siyasette de, hatta aile içinde de komplikasyonları olan bir mesele.

Y.E. Çok objektiftir her konuda. İltimas geçmez kimseye. Ne kendine ne çocuklarına. O şekilde değerlendirir.

Memleketle duygusal bağlarınız nasıl? Orada meydana gelen olaylar sizi nasıl etkiliyor?

Beni insan etkiliyor. İnsanın olduğu her yerde, insanın yaşadığı her yerde, adaletsizlik yapılmışsa, bir insana taşıyabileceğinden fazla yük yüklenmişse, bir insanın başında ağır bir imtihan varsa beni etkiliyor. Bu bir doğal afet olabilir, sosyal afet olabilir. İnsanın sılasıyla ayrıca bir ilişkisinin olması Hz. Peygamberin de tavsiye ettiği bir şeydir. Diyarbakır'da abim, ablam, kız kardeşim, akrabalarım, tanıdıklarım, hemşerilerim, seçmenlerim var. Onlarla ilgili herhangi bir problem ortaya çıktığında doğal olarak etkileniyorum ama bu sadece oraya ait bir şey değil. Türkiye'nin neresinde olursa olsun insanların başında bir sıkıntı hastalık çaresizlik varsa beni etkiliyor. Hiçbir şey yapamıyorsam dua ediyorum.

BÜTÜN TESPİHLERİMİ TEK TEK ÇEKİP ELİMDE TUTARIM

Tespih koleksiyonu yapıyorsunuz. İlginiz nasıl başladı?

Tespih bütün semavi dinlerde hatta Budizm'de olan bir obje. Bildiğim kadarıyla semavi dinlere de Budizm'den gelme. Psikolojik olarak rahatlatan bir obje. Sanat ve estetik tarafı var. Tabiattaki bazı malzemeler işlenerek içine bilgi, estetik, sanat katılır ve bir kültürü yansıtır. Bu açıdan değerlidir. Koleksiyonumdaki her tespihi zaman zaman alır, bir bir çeker, elde tutarım.

Ne tür taşlar var?

Kehribarlar, beyaz - siyah inci, bazı yarı değerli taşlar, fildişi, kaplangözü, ahşap, gümüş, muhtelif nesnelerden var. Gittiğim yerlerde varsa onu alıp getiririm, arkadaşlar alırlar. Dün akşam umreden gelen bir dostumu ziyarete gittim. Bana çok güzel bir tespih getirmiş.

Bu taşların şifa özelliklerine inanır mısınız?

Bildiğim bir konu değil. Yaydıkları enerjiden bahsediliyor. Sonuçta canlılar tabiattaki diğer nesnelerden bir şekilde etkilenirler ama tespihin bana göre 2 özelliği var. Objenin kendisi doğal. Siz dokunuyorsunuz, vücudunuzda bir elektrik varsa alıyor. Bu biyolojik faydası. İkincisi tespih Allah'ı anmak demek. Suphanallah. Cenab-ı Allah'ın zikredilmesi. Bunu yaparken o anda yaşadığınız konsantrasyon, zikrin verdiği psikolojik etki de var.

Tespihle Ya Sabır çekerler. Siz sabırlı bir insan mısınız?

Sabırlı olmaya çalışıyorum.

Çabuk mu parlarsınız?

İnsanız tabi zaaflarımız var.

Y.E. (Gülüyor) çalışanlarına sormak lazım. Titiz bir insan. Her şeyin mükemmel olmasını istiyor. Kendisi de o şekilde yapmaya çalışıyor. Tabi karşı taraftan da bunu bekliyor. Olmadığı zaman tepki gösteriyor.

Yurt dışına gittiğinizde aile üyelerine küçük hediyeler getiriyor musunuz?

İmkanım olursa getiriyorum.

Evlilik yıl dönümünü hatırlar mısınız?

Hafızamın kuvvetli olması burada işe yarıyor. Unutmam. Abartılı olmayacak şekilde kutlarız.

Y.E. Hiç unutmaz. Özellikle evlilik yıl dönümümüzde birlikte yemek yeriz. Ben de hiç unutmam. 28 yıllık evliyiz. İkimiz de hiç unutmadık şimdiye kadar.

Evde olduğunuz sınırlı vakitte ne yapıyorsunuz?

Sohbet ederiz. Yalnız olursam kitap okurum.

Gündemi nasıl takip ediyorsunuz?

Bilgisayarı olabildiğince az kullanmaya çalışırım. Gündemi internetten takip etmem. Sürekli tüketen ve tüketilen bir şey. Yüzlerce internet sitesi var. Bunlar her dakika bir şeyi haber diye veriyor. Bir saat sonra etkisi kayboluyor. Aslında müdahil olmadığımız ve sonucundan bir şey değiştiremeyeceğimiz bu tür bir enformasyon yükü altında haksız bir stres yükü altına giriyoruz.

Ben modern bireyin bir sorunu olarak görüyorum bunu. Televizyon açık oluyor, önemli bir gelişme olduğunda alt yazı geçiliyor görüyorum. Lüzumu halinde ayrıntısını alırsınız. Gazete ise günümüzde haberden çok yazarların yorumu için okunuyor.

Bir bakan olarak omuzlarınızda ülkenin sorumluluğunu taşımak nasıl bir yük oluşturuyor?

Kuşkusuz bu bir ağır sorumluluk. Siz istersiniz ki sizin alanınızda problem olmasın, her şey daha iyiye gitsin. Bir olumsuzluk olduğunda "Bu nasıl daha iyi olabilirdi" diye düşünüyorsunuz. Bu eşyanın tabiatında var. Ama bu manada siyaset zaten sosyal sorumluluk almayı gerektiriyor.

Kanun yapma anlamında değil. Ben bir sektörün sorumluluğunu taşıyorum ve bu sektör gıdayla ilgili bütün vatandaşlarımızı ilgilendiriyor. Tarım milyonlarca üreticiyi, hayvancılık milyonlarca üreticiyi ilgilendiriyor. Sonuçta gıdayı hammadde ya da işlenmiş formuyla üreten tüketen herkes bizim görev alanımızda.

BEN DE 4+4+4 SİSTEMİNDE EĞİTİM ALDIM

Babası medrese mezunu olan Mehdi Eker ilk İslami eğitimini babasından almış. Ailesinde çocukların 4 yaş 4 gün 4 aylıkken eğitime başlanmasının bir gelenek olduğunu anlatıyor: "Biz yedi kardeşiz. Ben beşincisiyim. Hepimiz 4 yaş 4 ay 4 günlükken eğitime başladık. Ben de 4 yaş 4 ay 4 günlükken evde babamdan özel ders almaya başladım. Yani 4+4+4 (gülüyor) Peygamberimiz tarafından tavsiye edildiği gibi bir rivayet üzerine bu şekilde eğitim veriyordu babam. Kur'an eğitimi aldım.

İslami kültürün temel bir takım bilgilerini ihtiva eden dersler okudum. Mevlit gibi edebi türler de gördüm. Ağabeylerimin 3'ü de Tillo ve Siirt'teki medreselerde eğitim görmüşler. Ama ben yetiştiğimde bulunduğumuz yerde okul vardı. Bu nedenle 6 yaşında ilkokula başladım. Türkçe'yi ise ilkokula başladığımda öğrendim."

KIZIM 28 ŞUBAT'TAKİ HAK İHLALLERİ NEDENİYLE AVUKAT OLDU

Kızı Feyza da, oğlu Yasin de hukukta okuyan Bakan Mehdi Eker. çocuklarının meslek seçiminde doğrudan etkisi olmadığını anlatıyor. Şu an hukukta doktora yapan büyük kızı Feyza'nın meslek seçiminde 28 Şubat etkili olmuş. Bakan Eker şöyle anlatıyor: "Ben çocuklarıma olabildiğince rahat tercih yapabilecekleri, kabiliyetlerini, eğilimlerini gerçeğe dönüştürebilecekleri bilginin alt yapısını sunarım.

Bir meslek seçerken ya çok sevmeniz ya da o alanda kabiliyetli olmanız gerekir. Onlara mesleklerle ilgili geniş bir bilgi sunarım. Sonra kendi kanaatimi söylerim. Asla doğrudan bir telkin yapmadım. Büyük kızım ilkokulu 4 senede bitirdi. Başarılı bir öğrenciydi. 28 Şubat sürecinde Anadolu İmam Hatip Lisesi'nde okuyordu. Okulu en yüksek puanla kazandı. Ankara'ya taşındığımızda orta bölümün son sınıfını Ankara'da okudu. 28 Şubat süreci başladığında üniversiteye girmesi için gerekli süreç tıkanmıştı. Özel okula maddi imkanımız yetmeyeceği için 'İyi bir devlet okulunu kazan' dedim.

O da Fen Lisesi'ni kazandı. Okurken hukukçu olmaya karar verdi. Muhtemelen Türkiye'nin ortamından, hukukun bay pas edildiği birçok uygulamadan etkilendi. Lise son sınıfta Fen Lisesi'nden ayrılıp düz liseye girdi ve hukuku kazandı. Oğlum da Anadolu lisesi okudu. O da hukuk okumak istedi. Bilkent Hukuk'ta okuyor şu anda. (Yasemin Hanım araya girip soruyor ) Kaçıncı sınıfta şu anda? (Mehdi Bey biraz tereddütlü) 3 mü, 2 mi? (kahkahalar) 2. Sınıf ama hazırlıkla 3.

EMETİ SARUHAN


  • Save it!
  • digg'e kaydet
  • StumbleUpon
  • LinkedIn
  • facebook'ta paylas
  • Yazdır
  • Arkadaşıma Gönder


Bu habere sen ne diyorsun?



Yorum Yaz








Kalan karakter:
Değiştir

Bugün En Çok Okunanlar