‘Filo Kiralama Sektörü’nün el kitabı

Hürriyet Gazetesi'nden Vural Ak, zor bir süreçten geçen araç kiralama sektörü ile ilgili kritik bazı konulara ilişkin, 30 yılı aşkın içinde bulunmanın da verdiği tecrübe ile önemli açıklamalarda bulundu.

Vural Ak'ın bugünkü yazısı şu şekilde: 

Bu yazıda 30 seneden fazla çalışmakta olduğum araç kiralama sektörünü anlatmak istiyorum. Kendi iş hayatımdan örnekler vererek son günlerde zor bir süreçten geçmekte olan sektörle ilgili bazı konulara açıklık getirmek istiyorum... Boğaziçi Üniversitesi Uluslararası ilişkiler ve Siyaset Bilimi bölümünde öğrenciyken okul masraflarımı ve harçlığımı çıkarmak için bir yerde çalışmam gerekiyordu. Tam bir yıldır Avis’e başvuruyordum ama beni değişik bahanelerle sallıyor ve işe almıyorlardı. Ben de ‘Kim bu Avis’in rakibi’ diyerek Hertz’i bulmuştum. Aklımca rakibinde işe başlarsam Avis’i cezalandıracaktım. Bu şekilde ilk defa Mayıs 1987’de Harbiye’deki ‘Hertz Rent a Car’da çalışmaya başladım. Şoför ve satış elemanı olarak başladığım Hertz de çok şey öğrendim. Türkiye’de kiralık araç işinin duayeni Hertz in o zamanki sahibi Bahattin Yücel ile tanışma ve daha birçok sektöre çok değerli katkılarda bulunmuş yönetici arkadaşlarla, büyüklerimizle tanışma ve beraber çalışma imkânım oldu. Bir nevi hayat okulum oldu diyebilirim Hertz için.

GURBETÇİLERLE ÇIKIŞ

1991 yılında Intercity’i kurdum. İlk iki sene kurmuş olduğum şirkette kendime ait ne sermayem ne de bir aracım vardı. Eş dosttan ödünç aldığım değişik tip ve yaştaki araçları sağa sola kiralayarak bir mücadeleye giriştim. İki sene sonra olmayan sermayeyi de batırdım tabii. Bir süre tabiri caizse “süründükten” sonra Almanya’da yaşayan işçilerimize yönelik araç kiralama fikrini büyük bir işe dönüştürünce, sektöre yepyeni bir açılım getirmiş olduk, “yeniden başladık!”

Almanya’da yaptığımız küçük pazarlama faaliyetleri neticesinde binlerce rezervasyon gelmeye başlamıştı. Ama bu iş çok sezonluk bir işti ve kış gelip araçlar boşta yatmaya başlayınca yine yeni bir fikir yaratmak zorunda kaldık ve bu defa da sene boyunca düzenli bir gelire sahip olabilmek için şirketlere uzun dönemli sözleşmeler ile filo kiralamaya başladık. Filo kiralamaya başlayınca işler çığ gibi büyüdü. Ama sermaye biriktirmek çok zor olduğu için işleri finanse etmek tarafında bankalara ihtiyaç vardı. Ancak bankalardan büyük miktarda kredi almak imkânsızdı o tarihlerde. Biz de şirketlerden alacağımız kira gelirini bankalara ek teminat olarak gösterip ”Alacağın temlikini” satın aldığımız araçlara konulan rehin teminatına ek bir teminat olarak bankalara tanıttık ve sistem bu şekilde büyük adetlerde daha kolay işler hale geldi. Bugün bile kiralık araç sektörünün kullandığı banka kredilerinde standart teminat yapısı araç rehini ve alacak temliki şeklinde devam etmektedir.

2001’DE 2.KEZ BATTIK

Yabancı firmalar bizden araç kiralamaya başlayınca döviz cinsinden kiralamalar da yapmaya başladık ve buna bağlı olarak dövizle borçlandık. O zamanlar yüksek enflasyon ve yüksek faiz ortamından çıkmaya çalışan ekonomimizde bunlar hep yeni enstrümanlardı ve biz ne gibi riskler taşıdığımızı, aldığımızı maalesef bilmiyorduk. Krizler 2-3 yıl aralıklarla gelmeye baslamisti.1994 krizi, 1998 krizi ve derken 2001. O tarihte yaklaşık 750 aracımız olmuştu ve birden 2001 kışında dev bir ekonomik krizin içinde kaldık. Neredeyse tüm borcumuz dövizleydi ve alacağımızın çoğu da Türk Lirası. Döviz cinsinden borcumuz yüzde 100’ü geçen devalüasyon neticesinde üç ay içinde tüm mal varlığımızın üstüne çıkmıştı. Buna “açık pozisyon” dendiğini o zaman acı bir tecrübe ile öğrendik. Haziran ayına geldiğimizde yine batmıştık. Eksiye düşen sermayemizi en çok vuran şey elimizdeki 2.el araçlarımızı satarken ki satış bedeli TL olduğu için o aracı satın alırken satmayı planladığımız dolar cinsinden miktarın çok altında gerçekleşiyor olmasıydı. Çünkü devalüasyon çok ani olmuştu, ve biz de herkes gibi hazırlıksızdık. Her şeyi satsak borçlarımızı yine de ödeyemiyorduk.

O noktada baktık tüm rakipler de batma noktasına gelmiş; dedik ki “hadi bir daha başlıyoruz, demleyin yeniden çayları.”  Terk edip gidecek değiliz ya memleketi, biz batırdık biz çıkaracağız. Daha büyük bir tanıtım ve pazarlama faaliyeti, herkesin yaptığından bambaşka kiralama paketleri vs derken yepyeni müşteriler ortaya çıkmaya başladı. Mevcut kredilerimizi yüzde 250 temerrüt faizi ile gecikmeli ödüyorken, bankalar çalışma düzenimize, disiplinimize, açık sözlü ve dürüst davranışımıza ve çalışkanlığımıza güvenip o zamanın yüksek cari faizleriyle bize yeniden krediler açtılar ve yeni araçlar alıp yine kiralamaya başladık. Hiç unutmuyorum yıllık yüzde 30 faiz oranı ile dolar kredisi alarak yeni araç kiralaması yapıyorduk. Evet okuduğunuz doğru; yıllık yüzde 30 ile hem de dolar cinsinden. Yeniden sermaye oluşturmamız vakit aldı tabi. Bu arada bu gidişatı görüp de üzerimize gelmeyen bankalar da son derece kârlı çıktı bu işten ve zaman içerisinde hem eski kredilerini sorunsuz tahsil ettiler, hem de yeni krediler vererek hem bizim hem de sektörün büyümesine yardımcı oldular.

YABANCI ORTAKLAR GELDİ

Bu sefer büyüme tahmin ettiğimizden de çok hızlı oldu ve 3 senede filomuz 6 bin araç sayısına yaklaştı, kapımızı yabancı yatırımcılar çalmaya başladı. 2004 yılında Dünya Bankası’nın kurulusu IFC, Alman Yatırım Bankası KFW kurulusu DEG, Hollanda kamu yatırım bankası FMO gibi dünya devi finansal şirketler geldiler ve şirketimizden hisse satın aldılar ve “Yabancı sermayeli” olduk. 2001 krizindeki batma noktasından tam 3 sene sonra. Eski hesap tutma alışkanlıklarımız yerini ‘Uluslararası Muhasebe Standartları’na bıraktı ve Uluslararası Audit firmalarına denetlenmiş bilançolar tutturmaya ve kendimizi işinin uzmanı 3.partilere denetleterek iş yapmaya başladık. Şirketin yapısı da buna uygun gelişmeye başladı, kurumsallaşmaya önem verdik, konularının uzmanı ama genç yeni arkadaşları istihdama başladık. Tüm iş akışlarımızı kontrol edebileceğimiz ve yabancı ortaklarımızın da takip edebileceği yazılım konusuna önem verdik ve muhtemelen sektörün en iyi tam entegre yazılımını beraberce geliştirdik.

Akşam dükkanı kapatırken kâr zarar, alacak verecek vs. durumlarımızı anında görebilir olduk. 4 sene daha bu tempo işlerimiz hızla büyümeye devam etti. 2008’de bu sefer kapımızı dünyanın en büyük şirketlerinden Japon Mitsubishi Grubu çaldı ve bize ortak olmak istediler. Mevcut ortaklarımız çıktı, ben de kendi hissemden biraz daha satarak Japon ortaklarımızı aldık şirketimize. Tam da dünyanın en büyük krizi piyasaları hallaç pamuğu gibi atarken. Bu arada filomuz da hızla büyümeye devam ediyordu, 46 bin araca kadar çıkmıştık. Kâr ediyor ve temettü dağıtmadığımız için içerideki sermayeye ekliyorduk kazancımızı da. Sermayenin 5 katı kadar borç kullanarak büyüme prensibini koymuştuk ortaklarımızla beraber. Bu bizim her zaman güçlü sermayemiz olması demek oluyordu, piyasada daha fazla iş olmasına rağmen temkinli bir şekilde büyümeyi, yaptığımız her işte kâr etmeyi ve en sağlam tahsilat kabiliyeti yüksek müşterilerle çalışmayı hedefliyorduk.

CERRAH TİTİZLİĞİNDE İŞ

Kaçırdığımız işler oluyordu ama her zaman en iyi ve kesintisiz hizmeti vermeyi taahhüt ediyor, verdiğimiz hizmetle ayrışmaya çalışıyorduk; en ucuz kira bedeli ile değil. Her zaman evrensel ahlak ile uyumlu prensiplerle iş yapmak düsturumuzdu. Bugün 50’ye yakın banka ile çalışıyoruz halen ve eski ortaklarımız da banka oldukları için hala bize kredi vererek iş birliğine devam etmekteler. Neredeyse her milletten çalıştığımız bir banka veya finansal kurum var portföyümüzde. Bu kurumlarla herkesin ortak anlayıp kabul göreceği bilanço hazırlamak ve ilişkileri hep sıcak ve düzgün tutmak hiç kolay değil ama bizim CFO’muz ve ekibi bu konuda çok başarılı olmuştur hep. Bugün sektörde en çok tercih edilen araçlardan oluşan filomuzdaki araçların satın alma bedellerinin ortalama araç başına 25 bin Euro ya geldiği hesaba katılırsa şirketimizdeki yatırım toplamının milyar Euro’yu geçtiği görülecektir. Bu kadar büyük bir bilançoyu yönetirken en önemli şey nakit akışının sağlıklı devamıdır. Bu konuda yaklaşık 20 yıldır benimle beraber olan Hazine ve Nakit Akışından sorumlu Genel Müdür Yardımcım ve onun ekibinin gösterdiği muhteşem performansı da anmadan geçemem. Sadece gecen sene yaklaşık milyar Euro’luk bir para hareketi gerçekleşmiş bankalar üzerinden; bunun bir cerrah titizliğinde takip edilmesinin önemini belirtmeme gerek yok.

İŞ PAYDAŞLARIMIZ

Burada biraz işimizin teknik konularına, çalışma prensiplerine ve iş paydaşlarımızın pozisyonlarına değinmek istiyorum. Zira daha henüz 400 bin  araca ulaşmamış olan sektörümüzün önümüzdeki yıllarda çok fazla büyüme potansiyeli var ve bu ilişkilerin doğru oturtulmasının, prensiplerin doğru belirlenmesinin herkesin lehine olduğuna inanıyorum. Rekabet etmek güzel ama “fırsatlar bitmiyor”..

1- TEDARİKÇİLER: İşimizin tabiatı gereği yüksek adetlerle araç satın alıyoruz. Tüm dünyada olduğu gibi otomobil markaları bize normal satışlarına göre daha yüksek filo iskontoları yapıyorlar, biz bu araçları kiralayalım diye. Bu araçları 3 yıla kadar süren kiralamalarda kullanıp sonra 2. el araç olarak satıyoruz. Bu araçların 2. el değerleri bizim için çok önemli. Bunun için araçlar kirada kullanımdayken öncelikle kullanan müşterilerimiz mutlu olsun diye bu araçları tüm ülkeye yayılmış binlerce yetkili serviste düzenli bir şekilde bakıma sokuyoruz ki araçlar hep ilk günkü gibi kalsın ve kullanan güvende ve mutlu hissetsin. Böylece o müşteri bizimle tekrar çalışmak istesin. Müşteri sadakat oranımız yüzde 80’lerin üstünde, yani “bizle bir çalışmaya başlayan nerdeyse biz bırakmıyor diyebilirim”.

Ayrıca dönem sonunda bu araçları satacağımız için düzenli bakım gören ve yetkili servislerde tamir olan araçlar 2. elde daha rahat satılıyor ve alan da memnun kalıyor. Bu sistem çok önemli. Burada iki şeyin altını özellikle çizmek istiyorum; biz bu özel iskontoları araçları kiralayalım diye alıyoruz. Ama hiç kiraya vermeden veya kiraya vermiş gibi yapıp yepyeni olan bu araçları hemen 2. el piyasasına satarsak çok daha fazla para kazanabiliriz. Ancak ticari açıdan bu çok ahlaksız bir davranış olur ve satıcı firmaların bize olan güvenini suiistimal etmiş oluruz. Biz bunu hiçbir şekilde yapmadığımız gibi yapılmasına da şiddetle karşıyız, çünkü bu şekilde kiralanmadan satılan araçlar o aracın 2.el piyasasına zarar veriyor ve en büyük filoları taşıyan bizim gibi firmalar için bu orta ve uzun vadede kendi ayağımıza ateş etmek olacağından yönetim açısından da yanlış bir karar. Ama böyle yapan ve kısa vadeli düşünen çok fırsatçı oyuncular olduğu da aşikârdır. Burada marka temsilcisi firmalara çok büyük görev düşmekte. Bu şekilde erken satılan araçlarını hemen tespit edip bunu yapan oyunculara bir daha iskontolu araç satmamaları gerekir. Zira biz araç firmalarının en büyük ve stratejik uzun vadeli is ortaklarıyız, aramızdaki ilişkiler şeffaf, dürüst ve uzun vadeli olarak kurgulanmalı ve karşılıklı saygıyla devam ettirilmeli.

2-İKİNCİ EL:  Kiradan donen araçları satarken, bu araçları satın alırken kullandığımız kredilerin bitmiş olması ve aracın üzerindeki rehin ve satılamaz kaydının kaldırılmış olması gerekir. Bizden araçları satın alacak kişilere aracı hemen devretmemiz gerekir, çünkü aracın devri olmadan hala yollarda kullanılıyor olmasından kaynaklanan tüm hukuki sorumluluk hala ruhsat sahibindedir. Bu durum bize çok büyük bir risk yaratır ve doğal olarak bunu istemeyiz. Onun için satılık olan kullanılmış aracımızı alan kişi aracı otoparkımızdan çıkarmadan kendi üstüne devir alır, parasını öder ve öyle teslim alır aracı. Bu sistem aracı alan için de güzel ve gereklidir. Parasını ödediği aracın kanuni sahibi olması esasen alıcının da lehinedir, zira parasını ödeyip devrini almadığı araç aslında hiçbir zaman hukuken onun olmamıştır ve satıcı ile ilgili bir sorun yaşanması durumunda araç üzerinde hak iddia edemeyecektir. Geçen yıl 5 milyondan fazla 2. el araç satısı oldu, bu kadar çok ve birbirine benzeyen araçların satıldığı bir pazarda mevcut bilgiler ışığında kısa bir pazar araştırması yapıldığında birbirinin aynısı binlerce aracın satılık olduğu görülecektir. Birbirinin aynı yüzlerce aracın fiyatı hep belirli bir bant içerisinde iken diğerlerinden ciddi manada daha ucuza satılan araçları satın almak isteyenlerin çok dikkatli olması gerekir, muhakkak orada bir problem vardır. Ucuz etin yahnisi yavan olur. Araç alan kişi veya bu işin ticaretini yapan esnaflar burada uyanık olmalılar. Eğer aracın devrini resmi satış ile alamıyorlarsa o araçları almamalılar çünkü bu satıcının bir zafiyeti olduğunun göstergesidir. Bu şekilde alışveriş yapan alıcı büyük bir risk almaktadır ve satıcı aracın devrini değişik nedenlerle veremezse ciddi bir zararla karşılaşabilir. Eğer aracın üzerinde hala bir banka veya finans kurulusunun rehin hakkı varsa aslında o araç hala o kuruluşa aittir demek yanlış olmayacaktır. Satın alan kişi bu durumda parasını ödemeden o bankaya gidip bu aracın devrini almasında bir sorun olup olmadığını peşinen sormalı ve teyit almalıdır. Aksi takdirde kredi borcu bitmeyen aracı satan kimsenin haksız yere bu aracın satışını yapması mağdurlar oluşturur. Bu çok önemli ve bilindik konuda bile hala çok fazla mağduriyet yaşanmasını da anlamıyorum. Tüm bu piyasa gerçeklerini bilerek aracın parasını pesin ödeyip birkaç ay sonra devrini almayı beklemek de hiç masum bir hareket değil aslında, burada da bana göre bir fırsatçılık söz konusu.

Bizim ikinci el noktasında fazladan yaptığımız iki şey daha var burada müşteri memnuniyeti açısından; sattığımız araçları koşulsuz geri alma garantisi ile satıyoruz ve de ekstra garanti veriyoruz araçlara. Bundan dolayı bizden araç alanlar hiç sorunsuz otuz yıldır devam ediyor almaya.

3-BANKALAR VE FİNANS KURULUŞLARI:  Bizim sektörün olmazsa olmazıdır. Adetler çok büyüdüğü için kimsenin tamamen sermaye ile iş yapması mümkün değildir, muhakkak kredi kullanmak gerekir. Bunun da şartları ve adabı bellidir. Bizim sektörümüz bankalar için çok rahat çalışılan bir sektördür. Söz konusu krediye konu olan otomobiller her zaman için piyasada rahatça satılıp nakde dönebilen değerlerdir. Fiyatında çok az bir indirim yapıldığında günde binlerce araç satılabilecek büyüklük ve olgunlukta bir pazar söz konusudur. Bankalar da bunu bildiğinden bizim sektöre yıllardır çok kolay ve büyük miktarlarda kredi vermiştir. Bugün kiralık araç pazarı yaklaşık 10 milyar Euro’luk bir kredi pazarı haline gelmiştir ve bugüne kadar hiçbir banka ciddi oyuncularda para batırmamıştır çünkü araçların üzerinde kendi lehlerine rehin vardır ve aracın aslında nihai sahibi bankalardır ve araçlar ortadan kaybolmadığı için bankaların teminatı da yok olamamaktadır. Tabi bu büyüklükteki hacmi yönetebilecek firmaları doğru seçmek de bankaların maharetine kalmaktadır. Nihayetinde ortada çok ciddi operasyonel bir yük vardır. Hiçbir şey bedava ve kolay değildir ve de kendiliğinden işler hallolmamaktadır. İyi, işlerine hakim  bir ekip ve detaylı bir altyapı, bilgi işlem sisteminin olması elzemdir.

Bankalar için en çok dikkat etmeleri gereken noktaların başında borç verdikleri firmaların geçmişi, iş hacmi, ortaklık yapısı, sermaye-borç oranları ve nakit akışlarının sağlıklı olması gelmelidir. Borçlu firmanın toplam araç parkı ve mal varlığı toplam borcu karşılayabilir ama nakit akışı pozitif değilse burada bir problem yaşanabilir. Eriyen 2. el değerleri firmaların sermayelerini de eritmiştir. Zayıf mali yapıya sahip kiralama firmaları ille de iş yapmak derdiyle çok ucuza araç kiralamayı tercih ettiğinde kısa vadedeki nakit akışı sorunlarını çözmek amacıyla aracın 2. el satış zamanına denk gelen vadeye balon ödeme koymak istemekte bu da bugünkü gibi ani ve yüksek devalüasyon olan zamanlarda maalesef ciddi sorunlara yol açmaktadır. Satılacak aracın bedeli o aracın alımında kullanılan kredinin ciddi bir kısmı ödenmeden hala balon ödeme olarak vade sonunda beklediği için firma aracını satarak gerekli parayı bulamamakta ve ortaya bir finansman açığı çıkmaktadır. Dönem boyunca gerekli kazancı elde edemediği için de kiralama firması bankaya olan yükümlülüğünü ifa etmekte zorlanmaktadır. Balon ödeme ile oluşturulan kredi vade yapılandırması tehlikelidir, esasen kiralama firması açısından bir aciziyet belirtisidir. Bankaların da bu konuda daha tecrübeli ve basiretli davranması gerekir.

4-MÜŞTERİLER:  Araçları kiralayacak olan müşteri olacak firmalara da kimlerle çalışacaklarını, kimden tedarik alacaklarını iyi değerlendirmek düşmektedir. En ucuz fiyatı aldıkları firma en iyi çözüm ortağı olmayabilir. Ortalama 2-3 yıl çalışacakları bir ortaklık aslında bu kiralık araç ilişkisi ve kiralama yapacak firma da kiralayanın performansını ve mali yapısını dert etmeli. Piyasa ortalamasının altında bir fiyata bu hizmeti alacağını düşünüyorsa bir daha düşünmeli ve bilmelidir ki bedavaya hiçbir şey yok bu hayatta. Özellikle satın alma bölümleri tarafından daralan bütçe dönemlerinde tasarruf yapma niyeti ile verilen “fırsatçı” kararlar, kısa vadeli yanılgılar ileride büyük dertlere yol açabilir. Mali ve operasyonel zafiyete düşecek bir kiralama şirketinden yapılan kiralama işleminin vadesi bitmeden o şirketin zora düşmesi durumunda, bu araçlara bankalar veya başka alacaklılar el koyabilir ve firmanın iş hayatı bundan olumsuz etkilenebilir. Kiminle çalıştıklarına ve verilen hizmetle kiralama fiyatlarının uyumlu ve cari piyasa gereklerine paralel rakamlar ve şartlar olduğuna herkesin önem vermesi gerekir.

5-REGÜLASYON: Son olarak da bu kadar büyümüş olan bir sektörün hala bir üst kurul, kamu otoritesi tarafından özellikle ve dikkatlice takip edilip kontrol edilmemesi ciddi bir eksikliktir. Kiralama sektörü bugün geldiği büyülük itibarıyla “banka dışı finansal kurum” olarak değerlendirilmeli ve aynı bankalar ve diğer finans sektörü kuruluşları gibi BDDK veya benzeri bir üst kurul tarafından denetlenmelidir artık. Bu tüm modern ülkelerde böyledir. Sektörün disiplin altında olması, asgari giriş şartlarının belirlenmesi, hizmetlerin tarifleri vs. bu kurum tarafından yapılmalı ve denetlenmelidir. Aksi takdirde her taraftan zarar görecek iş paydaşları olacaktır. Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok, Yeni Zelanda’dan Japonya’ya, İngiltere’den Amerika’ya, Avrupa ülkelerinden Çin’e kadar her yerde kiralık araç işi devletin özel mali piyasaları denetleyen kurumlarının denetimi ve kontrolü altında yapılmaktadır. Bu da ilk başta bazı zorlukları getirecek olsa da orta ve uzun vadede tüm ciddi yatırımcılar ve müşteriler için faydalıdır. Yeni kurulan hükümetimizin bu konuya bir an önce el atmasını bekliyorum.

KÂR VE ZARAR KARDEŞTİR

Biraz uzun oldu ama yaklaşık 2 aydır değişik yoğunluklardan dolayı vakit bulup yazamadığım yazılarıma bu birkaç yazıya denk gelen uzunluktaki yazımla devam etmiş oluyorum. Amacım sektörümüzün halihazırda geçirdiği ekonomik açıdan çalkantılı günleri sakince ve güzelce atlatması açısından tüm paydaşlarımızla aramızdaki ilişkileri özelde kendi şirketimde yaptıklarımızı anlatarak ifade etmektir. 30 yılda yaptığımız hataları, öğrendiklerimizi anlatmaya çalıştım, bir faydası olur diye. Yukarıda ‘nasıl olması gerek’ diye anlattıklarım kendi şirketimde yaptıklarımızdır. Her krizde olduğu gibi isini daha doğru yapanlar diğerlerine göre daha başarılı olacaktır. Kâr ve zarar kardeştir, bazen zarar etmek çok da kötu olmayabilir, ama gereken dersleri çıkarmak şartıyla. Edilen zarar da bu öğrenmenin bedeli sayılmalı zaten. Herkes aynı gemide aslında; bizler, bize araç satan üreticiler, kiralayan müşterilerimiz, para veren bankalar, diğer tedarikçilerimiz ve en son 2. el araçlarımızı satın alan 2.el esnafı ve nihai tüketiciler. Herkes düzgün ve doğru hesap yapar ve sorumlu davranırsa daha gidilecek çok yol var diye düşünüyorum.

Farkı yaratacak olan yine insan faktörüdür. 3M kuralı burada da son sözü söyleyecektir; “Management, management, management...”

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner4

banner1